onlar neler olabilirdi bilemyordu bekçi; ola ki, diyordu sonra, muhtar hakarete uğradı ilçede. devlet kapıları yüzüne tek tek kapandı. güveni susuz toprak gibi çatladı kapılar kapandıkça, inancı mısır koçanı gibi ufalandı. ama ilçedekiler görmediler onun içini, günlerce eşiklerde beklettiler; dediklerini dinlemedi, dinlediklerini anlamadılar… derken bir gün, dikilip durmasından usanıp içeri aldılar onu; upuzun koridorlardan geçirerek, köy genişliğindeki bir odaya soktular. “güvercin dediğin de ne senin,” dediler, “kuş mu?” ” “yok, yok” dedi muhtar, “güvercin köyümüzün en güzel kızı.” “hıımmm,” dedi adamlar, “dur öyleyse sana o kızın devlet gözündeki yerini gösterelim!” kocaman raflardan kocaman kitaplar indirdiler sonra, toza belenmiş defterler indirdiler ve sayfaları bir bir karıştırmaya başladılar. baktılar ki güvercin’in yerini bulmak aylar sürecek, hemen koşup diğer görevlileri çağırdılar. sivri yüzlü yüzlerce adam, ışıldayan gözlük camları parmak kalınlığında bir tozla kaplanana dek kitap karıştırdı sonra durup dinlenmeden, defter devirdi. hepsi bunca zahmete soktuğu için, için için kızıyordu aslında muhtara; ikide bir gözlerini kaldırıp sertçe bakıyorlardı, ama saatler alan bu çabanın daha büyük bir çabaya girmemek için gösterildiğini düşündüklerinden, yeniden işlerine dönüp sayfaları sabırla çevirmeyi sürdürüyorlardı. sonunda güvercin’in yerini buldular tabii, üç dört kişi defteri kucaklayıp muhtarın önüne getirdi. “bak”, dediler, “işte!” muhtar baktı; gördüğü şey, güvercin’in yokluğuna benzeyen küçücük, belli belirsiz bir işaretti. nokta bile değildi hatta, sayfayı dolduran binlerce tuhaf çizginin arasında, pire gözü gibi daracık bir boşluktu. herhalde o boşluğa, kaybolup gitme korkusuyla bakakalmıştı muhtar, sonra toparlanmış ve devletin gözünde kendisinin ne kadar yer kapladığını anlamak için gözlerini raflarda gezdirmişti. “demek,” demişti şaşırarak, “köyümüzün en güzel kızının devlet gözündeki yeri bu?” adamlar kaşlarını çatmışlardı hemen; “güzel çirkin yok,” demişlerdi, “devlet insan mı ki güzeli çirkini ayırsın?”
“doğru,” diye düşünmüştü muhtar, “devlet insan mı ki?” sonra kollarından tutup dışarı atmışlardı onu, sürükleye sürükleye kapının önüne getirip kendi şaşırmışlığının ortasına eski püskü bir çuval gibi bırakıvermişlerdi…

gölgesizler – hasan ali toptaş